
Aşağıdaki ilk kararda;
* “Aile konutu” kavramı ile “haline münasip ev” kavramının özdeş olmadığı,
* taşınmaz üzerine şikayetçinin lehine aile konutu şerhi verilmiş bulunmasının takipte taraf olmayan şikayetçinin bu şerhe dayanarak haczedilmezlik şikayetinde bulunmasına imkan tanımadığı,
* İcra Mahkemesinde şikayet yoluyla “meskeniyet” iddiasında (“borçlunun haline münasip evi”) bulunma hakkının sadece borçluya tanındığı,
* Borçlu haricindeki kişilere (eşe) yorum yolu ile dava açma hakkı tanınmasının olanaklı olmadığı, aktif husumet yokluğundan istemin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmektedir.
T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
- 2025/3649 K. 2025/5359 T. 17.9.2025
“Somut olayda, taşınmaz üzerine şikayetçinin lehine aile konutu şerhi verilmiş bulunması, takipte taraf olmayan şikayetçinin bu şerhe dayanarak haczedilmezlik şikayetinde bulunmasına imkan tanımamaktadır. Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen hak ihlali kararının başvuru yapılan dosyaya özgü olduğu, genel mahkemede yargılama yapan diğer mahkemeleri bağlamayacağı, aile konutu kavramı ile haline münasip ev kavramının özdeş olmadığı, 2004 Sayılı Kanunun 82. maddesinde “borçlunun haline münasip evi” kavramı kullanılmış olup, kanun koyucunun amacının meskeniyet iddiasında bulunma hakkını sadece borçluya tanımak olduğu, borçlu haricindeki kişilere yorum yolu ile dava açma hakkı tanınmasının olanaklı olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle somut olaya İİK’nın ilgili maddelerinın uygulanması gerekir.
O halde, İlk Derece Mahkemesince, şikayet hakkı ( aktif husumet ) yokluğundan istemin reddine karar verilmesi gerekirken”
Öte yandan, aşağıdaki karardaki olayda farklı bir yol izlenmiş, ipotek tarihinden sonra fakat icra takibinden önce tapuya aile konutu şerhi işlenmiş, eş tarafından ipoteğin kaldırılması davası açılmış, aile konutu niteliğindeki ipoteğe konu taşınmazın cebri icrada satışı geçersiz sayılarak davalılardan borçlu eş adına tesciline karar verilmiştir.
T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
- 2024/762 K. 2025/6711 T. 30.6.2025
“Somut olayda, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu sabittir. Davalı … tarafından, aile konutu niteliği taşıyan taşınmaz üzerinde malik olmayan eşin açık rızasını almayarak 4721 sayılı Kanun’un 194 ncü maddesinde öngörülen emredici hükme aykırı şekilde 19.08.2016 tarihinde davalı … lehine 250.000,00 TL bedelli ipotek tesis edilmiştir. Davacı 15.09.2017 tarihinde taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi tesis ettirmiş, taşınmazın tapu kaydında ipotek tesis edildiği tarihte aile konutu şerhi bulunmasa da, icra takip tarihinde taşınmazda aile konutu şerhi bulunmasına rağmen davalı … tarafından Bakırköy 18.İcra Müdürlüğü’nün 2018/77 Esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla diğer davalı … aleyhine icra takibi başlatılmış, davacının icra takibinin ve satışın durdurulması konusundaki taleplerini İlk Derece Mahkemesi reddetmiş, yapılan ihale ile dava konusu taşınmaz davalı … tarafından alacağına mahsuben ve cebri icra ile alınmıştır. İhalenin feshi davası açılmaksızın satış 14.12.2018 tarihinde kesinleşmiştir. Yapılan icra takibi sonucu taşınmazın mülkiyeti alacağa mahsuben cebri ihaleyle davalı …’na geçmiş ise de, davalının 4721 sayılı Kanun’nu 1023 ncü maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı açıktır. Nitekim illilik prensibi gereğince asıl işlem olan ipotek baştan itibaren geçersiz olduğu için buna bağlı olarak davalı adına cebri ihale sonucu yapılan tescil de yolsuz tescil niteliğinde olduğundan ihalenin feshi davasının açılıp açılmamasının da bir önemi bulunmamaktadır. Bu itibarla, aile konutu niteliğinde olduğu hususunda duraksama bulunmayan dava konusu taşınmaz için davacının açık rızası alınmadan, 4721 sayılı Kanun’un birinci maddesine aykırı olarak tesis edilen ipotek işleminin bağlayıcılığı bulunmadığından cebri icra sonucu davalı … adına ihale edilen taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı eş … adına tesciline karar verilmesi anılan maddenin amacına da uygundur. Gerçekleşen bu durum karşısında yukarıda açıklanan yasal düzenleme ile ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davacı malik olmayan eşin açık rızası ispat edilemediğinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret hükmü kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.”
Blog Tarihi: 14.12.2025
# İcra İflas Hukuku # Aile Hukuku
