
Eşlerden birinin ailesinden yapılan devirler daha önce Yargıtay 8. HD tarafından bağış karinesiyle değerlendirilmekteyken, Yargıtay 2. HD daha güncel kararlarda bunun aksi yönde kararlar vermektedir. Eşlerden birinin ailesi tarafından satış şeklinde tapuda devredilmiş taşınmaz edinilmiş mal olarak sayılmakta, aksini yani bağışlandığını ve kişisel mal olduğunu ispat külfeti bulunmaktadır.
Yargıtay 2. HD 2022/3443 E. 2022/5629 K. 13.6.2022 T.
“Görünürdeki resmî işlemi satış olan bu devrin, gerçekte bağış olduğunu iddia eden eş, iddiasını yazılı delille ispatlamadıkça işlem satış olarak kabul edilmelidir. Eldeki davada da, tapuda satış olarak görünen işlemin gerçekte bağış olduğu, diğer bir ifadeyle resmî işlemin muvazaalı olarak yapıldığı savunması, davalı tarafından yazılı belge ile ispatlanamamıştır. Aksi ispatlanamadığı için de; görünürdeki satış işleminin gerçek olduğu kabul edilerek, davacı tarafından davalıya devredilen taşınmazın “davalının edinilmiş malı” olduğunun kabulü gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, davalı kadın mal rejiminin devamı süresince edindiği anlaşılan dava konusu taşınmazın, kendi kişisel malı olduğunu kanıtlayamamıştır. Belirtilmelidir ki; tasfiyeye konu malın üçüncü kişiden satın alınması ile eşten satın alması arasında fark bulunmamaktadır.”
Aşağıdaki Hukuk Genel Kurulu kararında ise eşler arasındaki tapuda yapılan satış işleminin de bağış sayılmayacağı, taşınmazın yukarıdaki karara benzer şekilde kişisel mal kategorisinde değil edinilmiş mal kabul edileceği kararına varılmıştır.
“T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
- 2018/8-990 K. 2021/1728 T. 21.12.2021
“24. Davanın tarafları arasında yapılan resmî ya da yazılı işlemin muvazaalı olduğu iddiası ancak yine yazılı belge ile ispatlanabilir. Görünürdeki resmî işlemi satış olan bu devrin, gerçekte bağış olduğunu iddia eden eş, iddiasını yazılı delille ispatlamadıkça işlem satış olarak kabul edilmelidir. Eldeki davada da, tapuda satış olarak görünen işlemin gerçekte bağış olduğu, diğer bir ifadeyle resmî işlemin muvazaalı olarak yapıldığı savunması, davalı tarafından yazılı belge ile ispatlanamamıştır. Aksi ispatlanamadığı için de; görünürdeki satış işleminin gerçek olduğu kabul edilerek, davacı tarafından davalıya devredilen taşınmazın “davalının edinilmiş malı” olduğunun kabulü gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, davalı kadın mal rejiminin devamı süresince edindiği anlaşılan dava konusu taşınmazın, kendi kişisel malı olduğunu kanıtlayamamıştır. Belirtilmelidir ki; tasfiyeye konu malın üçüncü kişiden satın alınması ile eşten satın alması arasında fark bulunmamaktadır.
- Diğer yandan taraflar, resmiyette satış olarak gösterilen işlemin gerçekte satış olmadığını; barışma, ortak konuta yeniden dönme, açılan boşanma davasından vazgeçme, işlerinin yoğunluğu, zaman sıkışıklığı, işlerin daha kolay yürümesi, ayrı şehirlerde yaşanılması, ticarî kaygıların bulunması ve benzeri amaçlarla yapıldığını kabul etseler dahi, diğer bir söylemle satışın gerçek olmadığını açıklasalar bile, yapılan devir bağış olarak değerlendirilmemelidir. Devir, eşin ahlaki bir görevi yerine getirmesi, ailenin huzuru, uyumu evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancıyla, ortak yaşamı ve ailenin geleceğini güvence altına almak, eşe daha iyi bir gelecek hazırlamak, rahat bir yaşam sağlamak ve karşılıklı güven prensibi uyarınca yapıldığı takdirde, kişide bağış iradesi bulunduğundan söz edilemez. Tarafların işlemin satış olmadığını kabul etmeleri, bağışı kabul ettikleri anlamına gelmez.
- Gerçekten de; evlilik birliğinin devamı süresince bir eşin diğer eşin edinimine yaptığı katkının, karşılıksız olması işin doğası gereğidir. Karşılıksız olan bu katkıların birliktelikten doğan dayanışma kapsamında, kendisinin de yararlanacağı düşüncesiyle yapıldığı, bağış amacı gütmeyen bu katkının mal rejiminin sona ermesi hâlinde diğer eşten istenebileceği kabul edilmelidir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 04.11.2015 tarihli ve 2013/8-2418 E., 2015/2406 K.; 23.10.2018 tarihli ve 2017/8-1614 E., 2018/1550 K. sayılı kararları ile de benimsenmiştir.
- O hâlde; devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın, bağış olarak değerlendirebilmesi için bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde açık olması gerekir. Somut olayda davacı; kişisel malı niteliğinde olan taşınmazını evlilik birliğinin ömür boyu süreceği saikiyle ve ortak yaşamı güvence altına almak kastıyla davalı eşine sattığını ileri sürmüştür. Davalı ise işlemin gerçekte bağış olduğunu, dolayısıyla kendi kişisel malı niteliğindeki bu taşınmaz nedeniyle davalının hak iddia edemeyeceğini belirtmiştir. Dosyada davalının savunmasından başka davacının bağış iradesini ortaya koyacak bir beyan ve davranışı bulunmamaktadır. Dolayısıyla salt davacı adına kayıtlı taşınmazın davalıya satış yoluyla devredilmesi işleminin, bağış iradesini gösterir nitelik taşımadığı, dolayısıyla eşler arasındaki tasfiyeye konu taşınmazın TMK’nın 219. maddesi uyarınca edinilmiş mal olduğunun kabulüyle davacının artık değere katılma alacağının bulunduğunun kabulü gerekir.”
Aşağıdaki emsal kararda da bağış iddiası kabul edilmemekle birlikte; tasfiye konusu taşınmazın “eklenecek değer” olup olmadığına yönelik değerlendirme yapılması, taşınmazın “eklenecek değer” kabul edilmesi halinde, taşınmazın edinilmesinde davalının ziynet eşyalarının ve davalının babasının çektiği kredinin kullanıldığına yönelik kabulü yerinde ise de, kişisel malların tasfiye konusu taşınmazın edinme bedelinin tamamını karşılayıp karşılamadığının belirlenmesi, sonucuna göre kişisel malların tasfiye konusu taşınmazın edinme bedelinin tamamını karşılamaması halinde bakiye kısmın aksi iddia ve ispat edilemediğinden edinilmiş maldan karşılandığı kabul edilerek artık değere katılma alacağının belirlenmesi gerektiği şeklinde karar verilmiştir.
Davacı erkek, evlilik birliği içinde davalının babasının kooperatif başkanı olduğu kooperatifte kooperatif hissesinin kendisi adına alındığını, kooperatif ödemelerinin kendisi tarafından yapıldığını, daha sonra hissenin davalıya devredildiğini, davalının da hissesini muvazaalı olarak babasına devrettiğini, tapu kaydının davalının babası adına yapıldığını belirterek mal rejiminin tasfiyesi ile katılma alacağını talep ve dava etmiştir.
T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
- 2024/283 K. 2024/8526 T. 7.11.2024
“Mahkemece, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, karar hatalı olmuştur. Şöyle ki, Mahkemece, tasfiye konusu taşınmazın mal rejiminin sona erdiği boşanma dava tarihinden (06.02.2013) tarihinden 5 yıl önce (07.11.2008) devredildiği, mal rejimin sona erdiği tarihte tasfiye konusu taşınmazın mevcut olmadığı, davacı erkek tarafından 4721 Sayılı Kanun’un 229. maddesinde sayılan amaç ve doğrultuda kazandırma veya devrin yapıldığı da iddia edilmesine rağmen Mahkemece tasfiye konusu taşınmazın eklenecek değer olup olmadığı değerlendirilmeden karar verildiği anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece öncelikle tasfiye konusu taşınmazın eklenecek değer olup olmadığına yönelik değerlendirme yapılması gerekirken, bu hususta bir değerlendirme yapılmadan karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
Diğer yandan, Dairemizin uygulamalarına göre, duraksamaya yer vermeyecek şekilde bağış iradesinin ortaya koyacak beyan ve davranış yoksa, salt davacı adına kayıtlı taşınmazın daha sonra davalıya devredilerek davalı adına tescil edilmesi işlemi, tek başına bağış olarak kabul edilmesi için yeterli değildir. Bu itibarla eldeki davada dava ve cevap dilekçesindeki beyanların bağış iradesini gösterir nitelik taşımadığı, esasen beraberlikten doğan dayanışmayla ve karşılıklı güvene dayanarak, taşınmazın davalı eş adına tescil edildiği anlaşılmakla, Mahkemece bu yön gözetilmeksizin taşınmazın davalıya bağışlandığının kabulü de hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.”
İlgili Kanun Maddeleri:
Eklenecek değerler
TMK Madde 229- Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:
- Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,
- Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler.
Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme
TMK Madde 230- Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise, tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir. Her borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu anlaşılamayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır. Bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, değer artması veya azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.
Artık değer
TMK Madde 231- Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.
Değer eksilmesi göz önüne alınmaz.
Blog Tarihi: 14.12.2025
# Aile Hukuku # Gayrimenkul Hukuku
